Dünya son hızla her alanda dijitalleşiyor. Her alanda dijitale yöneliş, diş hekimliğine de damgasını vurmakta. […]

Kanser nedeniyle tedavi gören hastalarda birçok oral değişiklik meydana gelebilmektedir. Kemoterapi ve/veya radyoterapi sonrasında en sık görülen değişiklik, oral mukozanın bütünlüğünün bozulmasına bağlı olarak gelişen oral mukozittir. Özellikle baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapi ile anti metabolit ve alkilleyici kemoterapi ajanları, oral mukozitin sıklığını ve şiddetini artırmaktadır. Tedavinin başlamasıyla birlikte ağız epiteli oluşumunun yavaşlaması veya tamamen durması sonucunda oral mukozit gelişir ve mukoza hiperemik (kızarık) bir görünüm alır.
Kemoterapi alan hastalarda mukozit; sıklıkla yumuşak damak, yanak ve dudakların hareketli keratinsiz mukozasında, dilin zirkon ventral yüzeyinde ve ağız tabanında; daha nadir olarak ise diş etlerinde, dilin dorsal yüzeyinde ve sert damakta gelişmektedir. Radyoterapi alan hastalarda ise mukozitin gelişimi, ışınlanan bölgeye bağlıdır.
Klinik bulgular hafif ağrı ve eritemden, şiddetli ağrılı ülserasyonlara kadar değişebilir. Oral mukozitin gelişiminde birçok faktör rol oynar. Şiddetli oral mukozit; beslenme, yutma ve konuşma güçlüğüne neden olarak hastanın günlük yaşamını ve yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Mukozadaki iltihabi değişikliklere bağlı olarak sekonder enfeksiyonlar gelişebilir ve candida albicans (pamukçuk) en sık görülen fırsatçı enfeksiyondur.
Özellikle baş-boyun kanseri nedeniyle radyoterapi alan hastalarda tat duyusunda değişiklikler oluşabilir ve bu etki tedavinin ilk haftalarında başlayabilir. Radyoterapinin bir diğer olası sonucu, rezidüel malignite olmaksızın ışınlanan bölgede ortaya çıkan ülserlerle seyreden yumuşak doku nekrozudur. Yumuşak doku nekrozu; radyasyonun dozu, süresi ve etkilenen doku hacmiyle ilişkilidir.
Baş-boyun bölgesi radyoterapisinde parotis, submandibular, sublingual ve minör tükürük bezleri etkilenerek tükürük akışı ve içeriği olumsuz yönde değişir ve ağız kuruluğu (kserostomi) ortaya çıkar. Ağız kuruluğu ile yanma hissi, çiğneme güçlüğü, yiyeceklerin diş ve mukozaya yapışması, sıcak-soğuk hassasiyeti ve mantar enfeksiyonlarında artış görülebilir. Ağız kuruluğunun derecesi, ışınlanan ana tükürük bezlerinin sayısı ile ilişkilidir. Sadece tek taraf ışınlandığında, kalan bezlerde telafi edici hipertrofi gelişebilir.
Ağız kuruluğu, radyasyon çürüklerinin en önemli nedenidir. Radyoterapi ile tükürüğün temizleyici etkisi ortadan kalkar ve tükürük, dişleri bakterilere karşı koruma görevini yerine getiremez. Böylece ağız florası değişir ve bu değişiklik radyoterapi sonrasında dört yıl kadar devam edebilir. Radyasyon aynı zamanda diş sert dokularında mineral kaybına (dekalsifikasyon) neden olur ve gelişim dönemindeki dişlerin gelişimi olumsuz etkilenebilir.
Radyasyona maruz kalan kemik dokusunda da önemli değişiklikler meydana gelir. Kemik kırılganlaşır, travma sonrası iyileşme gecikir, kan damarlarında değişiklikler görülür ve enfeksiyona yatkınlık artar. Rejenerasyonun azalması veya tamamen ortadan kalkmasıyla osteoradyonekroz gelişme riski artar. Osteoradyonekroz; yüksek doz radyoterapi sonrası tedavi alanında ağrılı veya ağrısız açık kemik dokusu bulunması olarak tanımlanır. Kemik dokusu, yumuşak dokulara göre 1,8 kat daha yoğun olduğu için daha fazla radyasyon absorbe eder. Alt çene, yapısı gereği üst çeneden daha fazla radyasyon absorbe ettiğinden osteoradyonekroz riski daha yüksektir.
Baş-boyun bölgesine radyoterapi uygulanan hastalarda diş çekimi, agresif periodontal tedavi, enfeksiyon veya mekanik irritasyon gibi durumlar ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bu nedenle, radyoterapi alacak hastaların tüm diş tedavilerini en az 14 gün önce tamamlamış olmaları temel prensiptir.
Bazı hastalarda radyoterapi sonrası kaslarda gelişen fibrozise bağlı olarak trismus (ağız açıklığında kısıtlanma) görülebilir. Bu durum özellikle temporomandibular eklem ve çiğneme kaslarını içeren nasofaringeal, palatal ve paranazal sinüs tümörlerinin tedavisi sonrası daha sık ortaya çıkmaktadır.
Kemoterapi alan hastalarda da benzer oral değişiklikler ve komplikasyonlar görülür. Bu hastalarda mukozite ek olarak stomatit gelişebilir. Stomatit; protez, ortodontik aparey travması veya enfeksiyonlarla oluşur. Stomatit ile mukozit arasındaki fark; stomatitin belirli bir nedene bağlı olması ve neden ortadan kaldırıldığında iyileşmesidir. Mukozit ise kemoterapinin hücresel etkisine bağlıdır.
Candida Albicans en sık görülen fırsatçı enfeksiyondur; ancak bunun yanında HSV (Herpes Simpleks Virüsü), gram negatif basiller ve gram pozitif koklar da enfeksiyona yol açabilir. Candida enfeksiyonları en sık dil, yanak mukozası ve farinkste görülür. Belirtileri yanma, batma, ağrı ve vezikül yırtılmasına bağlı ülser oluşumudur.
Kemoterapiye bağlı trombositopeni ve pıhtılaşma bozuklukları sonucunda ağız içi kanamalar gelişebilir. Bazı kemoterapi ilaçları tedavinin ikinci gününden itibaren tükürük akışı ve kalitesinde değişikliğe neden olur ve tedavi süresi arttıkça ağız kuruluğu da artar. Bazı ilaçlar nörotoksisiteye yol açabilir ve oluşan sinir hasarı ilacın dozu ve süresiyle ilişkilidir. Özellikle baş-boyun bölgesi kanserlerinin tedavisinde trigeminal sinirin innerve ettiği bölgelerde parsiyel parestezi (geçici kısmi duyarsızlık) gelişebilir. Ayrıca özellikle alt çene büyük azı dişleri bölgesinde şiddetli diş ağrısı benzeri yakınmalar görülebilir. Nörotoksisite tanısı zordur; kemoterapi ilacının kesilmesiyle şikâyetlerin kaybolması tanıyı destekler.
Alınacak Önlemler
Radyoterapi ve kemoterapi başlamadan en az bir ay önce diş hekimine başvurulmalıdır. Özellikle diş çekimi ile radyoterapi/kemoterapi başlangıcı arasında en az iki hafta olması önerilir.
Tedavi öncesinde ağız hijyeni uygulamalarının hastaya anlatılması ve uygulanması, mevcut dolguların ve protezlerin düzeltilmesi; özellikle radyasyon alanında yer alan ve tedavi edilemeyecek kötü prognozlu dişlerin radyoterapiden önce çekilmesi önerilir. Ortaya çıkabilecek komplikasyonlardan biri olan oral mukozit, hastaların protez kullanımı sırasında rahatsızlık hissetmesine neden olabilir.
Tedavi sürecinde kullanılmayan protezlerde zamanla stabilite sorunları gelişebilir. Tedavi sonrasında hastalar, tedaviye bağlı ortaya çıkabilecek yan etkiler açısından takip edilmeli ve yüksek florürlü diş macunu kullanımı gibi ağız sağlığını destekleyici öneriler verilmelidir.
Radyoterapiden önce diş taşı temizliği yapılmalı, gerekiyorsa ileri periodontal tedaviler tamamlanmalıdır. Mükemmel bir ağız hijyeni sağlanmalı ve hastanın da düzenli ve etkili ağız bakımı yapması sağlanmalıdır. Kemoterapi nedeniyle kronik diş eti hastalığı, akut döneme geçiş gösterebilir. Bu nedenle ağız hijyeni büyük önem taşır.
Çürük oluşumunu engellemek amacıyla flor uygulaması yapılmalı ve florürlü diş macunları kullanılmalıdır.
Radyoterapi ve Kemoterapi Esnasında Yapılacaklar
Çok iyi bir ağız hijyeni sağlanmalıdır. Yumuşak ve küçük başlı bir diş fırçası kullanılmalı, fırçalama esnasında fazla bastırmamaya dikkat edilmelidir. Ağız duşu ve elektrikli diş fırçası kullanımı önerilmemektedir. Bulantı, diş etinde yanma veya başka bir nedenle dişler fırçalanamıyorsa karbonatlı su ile gargara yapılması uygun olacaktır.
Akut mukozit geliştiğinde iyi bir ağız hijyeni sağlanmalıdır. Bir bardak ılık suya yarım çay kaşığı tuz veya soda eklenerek 3–4 saatte bir gargara yapılması oldukça faydalıdır. Çiğneme sırasında ağrı varsa %0.5’lik “Dyclone” solüsyonu her öğünden 20–30 dakika önce kullanılmalıdır.
Mukozal değişikliklere candida albicans lezyonları da eklendiğinde, tuzlu-sodalı ılık suyla veya topikal anesteziklerle gargara yapılması semptomların hafifletilmesinde etkili olur. Ağız yoluyla kullanılan Nystatin, akut veya kronik ağız içi mantar enfeksiyonlarının tedavisinde etkilidir. Aynı tedavinin hareketli protezlere de uygulanması, mantar enfeksiyonunun kontrolü açısından önemlidir.
Tedavi nedeniyle oluşabilecek enflamasyon ve ülserasyonların giderilmesinde, antimikrobiyal gargaralar (Klorheksidin Glukonat, Benzidamin HCl) kullanılabilir.
Ülserasyon ve enflamasyonda analjezik ve yüzey örtücü yapışkan jeller (Anestol veya Protofix) kullanılmalıdır.
Ağız kuruluğu (kserostomi) durumunda; sodalı gargara yapılması, sakız, şeker veya buz parçaları kullanılması ve sık sık sıvı tüketilmesi önerilir. Asitli veya baharatlı gıdalar ile çok sıcak veya çok soğuk yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalıdır. Alkol ve tütün ürünleri kullanılmamalıdır. Ayrıca potasyum iyodür içeren ilaçlar, limon tabletler, sialogog ajanlar (ör. Biotene) ve yapay tükürük ürünleri kullanılabilir.
Trismus geliştiğinde, düzenli ev egzersizleri yapılmalı; gerekirse diş hekimi tarafından özel apareyler hazırlanmalıdır.
Dünya son hızla her alanda dijitalleşiyor. Her alanda dijitale yöneliş, diş hekimliğine de damgasını vurmakta. […]
BRAKET ÇEŞİTLERİ Braket Çeşitleri Eğer hekim ve hasta, sabit ortodontik tedaviye karar verdiyse, metal veya […]
SAĞLIK TURİZMİ VE DİŞ HEKİMLİĞİ SAĞLIK TURİZMİ VE DİŞ HEKİMLİĞİ İnsanlar; giderek daha fazla birbiri […]
LAMİNA VE GÜLÜŞ TASARIMI LAMİNA VE GÜLÜŞ TASARIMI Lamina ve gülüş tasarımı, bir kişinin gülüşünü […]
Diyabet ve Ağız Sağlığı Kontrol altında olmayan şeker hastalarının kan seviyelerindeki artmış glikoz miktarı, bakterilerin […]
20 YAŞ DİŞİ (YİRMİ YAŞ DİŞİ) ÇEKİMİ 20 Yaş Diş Çekimi Ağızda en son süren […]
Site içeriğinde bulunan bilgiler destek sağlamak içindir. Hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi, tanı ve teşhis koyması yerine geçmez.
© Copyright 2026 Evrensel Diş. ![]()